Asaf Hüseyin'in İran'ı nasıl?

2011-01-13 16:06:15

İRAN'DA DEVRİM VE KARŞI DEVRİM

İran bugünlerde yaşanan seçim tartışmalarından dolayı dünya gündeminin ilk sıralarındaki yerini aldı. Bu şundan kaynaklanıyor: İran kelimesi coğrafi bir kavramı işaret etmesine rağmen tam anlamı ile coğrafi mekân olarak karşılığını bulamaz. İran insanların zihninde farklı çağrışımlara yol açan simgesel bir terimdir. İslam, petrol, modernleşme İslam ilişkileri, Amerikan karşıtlığı, Ayetullahlar gibi tanımlamalar kavramın klişeleşmiş öncülleridir. Bu tespitten hareketle ‘İran’ kavramsal olarak simgeler yumağıdır diyebiliriz.

Denilebilir ki bugün ‘İran’ batının kendi  ötekisi olarak kodlanmıştır. Batılı gazetecilerce İran olayını tanımlamak için yeni bir jargon (özel dil) icat edildi ve rastgele kullanıldı. İslamî 'diriliş', 'fundamentalizm', 'kimliğin öne çıkışı', ve 'canlanış' gibi kalıplara bolca rastlanmaktaydı. Tüm bu kalıpların ortak varsayımı ise, evvelce ölmüş bir şeyin hayata yeniden dönüşünü içermesiydi. Çünkü 1979’da  İran’da gerçekleşen  Devrim pek çok açıdan “ilk”leri olan bir Devrim’dir.

Batılı Paradigmanın Temelden Sarsılışı

Asaf Hüseyin devrimin bu yönünün Batılı paradigmayı temelden sarstığını vurguluyor kitabında: “İslam Cumhuriyeti'nin ortaya çıkışı Batılı akademik teorisyenler arasında bir kafa karışıklığına yol açtı. O zamana dek, sosyal ve siyasal bilimciler kendi alan araştırmalarından türettikleri bir ilke üzerinde görüş birliği içindeydiler: 'Modernizasyon' ilkesi.” Ve bu ilkeyi açıklayıp tahlil ediyor.

İki Kutuplu Bir Dünyada Devrim

İran’da İslam devriminin gerçekleştiği dönem, “iki kutuplu dünya”nın henüz hüküm sürdüğü bir dönemdir. ABD ve Sovyetler Birliği’nin küresel düzlemde çekiştiği, en küçüğünden en büyüğüne, her problemde zıt tutumlar sergilediği yıllar, İslami hareketin yavaş yavaş yükselişe geçtiği yıllardır. Sovyetler’in, 1978’de, KGB işi askeri bir darbeyle, “dünya halklarına “1Mayıs armağanı” diye sunduğu, “Afganistan Devrimi”, İslami hareketin yükselişinde itici bir rol oynar. Ülke içi dinamiklerden gelişmemiş, bu dışarıdan dayatılmış gayri meşru devrimin ömrü fazla uzun olmaz. Ardından, “devrimi korumak” adına, sıra Sovyet işgaline gelir. İran’da süreç farklı gelişir. Şah Rıza Pehlevi’nin damgasını vurduğu, Franco İspanya’sı kadar namlı monarşi ABD yanlısı olduğu için, gelişen İslami hareket doğal olarak anti-Amerikan özelliklidir. ABD İran’da “şeytan-e bozorg” (büyük şeytan) olmaktan kurtulamaz.1 Nisan 1979’da yapılan referandumla İslam Cumhuriyeti ilan edilir.

ABD'nin önce şer eksenine dahil ettiği, nükleer silah geliştirme suçlamasıyla savaş tehditleri savurduğu ardından Obama ile nükleer silah edinme hakkına saygı duyduğunu açıkladığı İran, ABD yanlısı şah rejiminin yıkıldığı 1979'dan beri yapılan ilk kez dünyanın gündemini böylesine işgal ediyor. Hatemi ile belirginleşen Musavi ile devam eden reformculardan statükocu güçlere değin kaynayan bir kazan görünümünde olan İran hakkında ne biliyoruz?

İran’da Devrim ve Karşı Devrim Asaf Hüseyin’in hakikate su karıştırmayan Ortadoğu odaklı kitaplarından biri olmasının yanında Türkçeye çevrilen ilk kitabıdır.  Dünyaca ünlü araştırmacı ve akademisyen Asaf Hüseyin İran üzerine incelemesinde bizi İran’a ilişkin bildik klişelerin dışına çıkartarak, İran’da yaşanan devrimi ve karşı devrimi sömürgecilik ve emperyalizm terimi çerçevesinde alternatif bir tarih anlatısı sunuyor. Önemli olayların, kültürel eğilimlerin, kişilerin ve siyasi gelişmelerin benzersiz bir analizini yapan Hüseyin, İran-Irak savaşını da içine alan karşı devrim çalışmalarına kadar getiriyor. Yazarı için bu kitabı yazmanın, bir müdafaa eylemi olduğunu unutmamak gerekir. “Devrim" ve "İslami" sözcüklerini, siyasal ve dinsel kategoriler arasındaki ilişkiyi bu kategorilerden birine indirgemeksizin, bir arada tutabilen bir bakış açısıdır bu.

Sol Sözcük Dağarcığı

İran Devrimini irdeleyen analiz eden pek çok kitap  olmasına karşın İran’da Devrim ve Karşı Devrim  konusunda belirgin etkileri olan çalışmalar içinde mutlaka söz edilir sık sık, özellikle de kitabın İslam Devrimini anlamaya çalışırken sömürgecilik ve sömürgeci modernlik üzerinde önemle  durduğu görülür. Hiç kuşkusuz, büyük ölçüde doğru bir tespittir bu. İran İslam devrimi öncelikle siyasal bir devrim olmuştur. Altmışlı ve yetmişli yıllarda özellikle Marksist aşırı sol çevrelerde ortaya çıkan şiddetli Amerika eleştirisi bütün bir radikal protesto hareketini kanalize etmiştir. Özgürleşme ve ekonomik ve kültürel emperyalizme karşı mücadele sloganını kendi hesabına yeniden ele almıştır. Sol sözcük dağarcığı ile de kesişen inkılap (devrim), mustaz'af, müstekbir (ezilenler/ezenler), vb. 1962'den 1989'a kadar İmam Humeyni 610'dan fazla fetva, vaaz, röportaj ve siyasi demeç verdi. Bunlar içerisinde, Zen (Kadın), Şahsiyaetha (Kişilikler), Şehit ve Şehadet, Cenk ve Cihad, İnkılab-ı İslami (İslam Devrimi), Zıddı İnkılabi (Karşı Devrimci), Merdum (Halk), Ümmet, Millet, Tarih-i İran (İran Tarihi), Azadi (Özgürlük), Guruhay-i siyasi (Siyasi Gruplar), İsti'mar (Emperyalizm), Nehzethay-i Azadibahş (Özgürlük Hareketleri) ve Mustazafin Müstekbirin (Mazlumlar Zalimler) sayılabilir. Humeyni'nin bu kitaplarının adları bile devrimin nasıl bir altyapıya dayandığını anlatır. Bu kitaplar olmadan İslam Devrimi olamazdı. İslam Devrimi olmasaydı Humeyni İran tarihinde bir dipnot olmaktan öteye gidemezdi.

Bu önemli kitabın ilk kez yayımlandığı 1985 yılında, gerek İran Devriminin öncelikle İslami niteliği, gerekse İran’ın toplum ve siyasal yaşamı üzerine geliştirilmiş  alternatif söylemler yok değildir. Ama Asaf Hüseyin onlardan fazla bir şey yapar: Bir bilimsellik savı gütmekle birlikte, analitik bakışın sağladığı azmini sadece masa başında kullanmak yerine bu tarz çalışmaların sınırlarını zorlayarak, olguları/olayları elden geldiğince dizgesel bir biçimde değerlendirmeye, bunun için de onları adlandırmaya,  sınıflandırmaya aynı zamanda bizatihi olayın aktörleri ile iletişim içinde olmaya  yönelir. Böylece, kendine özgü anlatımı da işin içine girince, kendinden önce başkalarının da söylediği şeyler bile, Asaf Hüseyin’in yapıtında bambaşka bir gerçeklik ve somutluk, bambaşka bir çarpıcılık ve inandırıcılık kazanır.

Kitapta İran'ın son iki yüzyıllık tarihini okuyacaksınız, ama karşı çıkışı, bakış açısı ve masaya vuracak yumruğu olan bir tarih bu; İranlıların sömürgeci modernlikle karşılaşma sürecinde gündeme gelmiş ama çözümlenmemiş sorunlarını tartışmaya açan bir tarih.

Bu bakımdan, İran’ın siyasî hayatı ve dünya sistemine etkileri konusunda, eksiksiz bir kavramsal anlayışın geliştirilmesi esas olsa gerektir. Bu kitapta, böyle bir anlayışı kolaylaştırmak için, merkezî görüşler sunulmakta. Karşılaştırmalı siyasî perspektiflerin yer aldığı bu kitapta, münhasıran bir perspektife ilgi duyan okuyucular da, daha ileri inceleme için malzeme bulacaklar.

www.dunyabizim.com

Asım Öz

Kapat